“Could you speak more slowly?” diyebilmek, karşındakini takip edemediğinde konuşmayı sürdürmene yardımcı olur. Bu sayfada günlük yaşamda, seyahatte ve işte kullanabileceğin 500 İngilizce ifadeyi Türkçe çevirileriyle bulabilirsin. Liste 10 duruma ayrılıyor; ilk satırdan başlamak yerine bugün ihtiyacın olan bölümü seçebilirsin. Çevirinin tek başına açıklayamadığı anlamlar ve Britanya ile ABD arasındaki bazı kullanım farkları notlarda yer alıyor.
İhtiyacın olan durumdan başla
Yolculuktan önce bilet ve konaklama, yeni bir işe başlamadan önce ilk iş günü ve toplantı bölümlerine bak. İngilizce sütununu kapatıp Türkçe anlamdan hareketle cümleyi sesli söylemeyi dene. Sonra asıl ifadeyi ve notunu kontrol et. İsim ve saatler örnek olarak verilmiştir; kendi bilgilerinle çalışabilirsin. Ancak bir sözcüğü değiştirince cümlenin başka bir kısmını da değiştirmen gerekebilir. İngilizce you, Türkçedeki sen ve siz ayrımını tek başına göstermez; ifadenin tamamına dikkat et. Liste bir dil bilgisi kitabı değildir. Gerektiğinde tarayıcıdan yazdırıp başvuru kaynağı olarak da kullanabilirsin.
Tanışma
Good evening akşam karşılaşırken, Good night ise yatmadan önce veya gece ayrılırken söylenir. İkisini yalnızca günün saatine bakarak birbirinin yerine kullanma. Could you speak more slowly? gibi bir rica, ilk selamlaşmadan sonraki konuşmayı da sürdürmeni sağlar. Adını söylemenin yanında, anlamadığında ne diyeceğini de çalış.
| İngilizce | Türkçe | Kullanım notu |
|---|---|---|
| Hello. | Merhaba. | |
| Good morning. | Günaydın. | Sabah karşılaşınca kullanılan selamlama. Günün ilerleyen saatlerinde Hello diyebilirsiniz. |
| Good evening. | İyi akşamlar. | Akşam karşılaşırken söylenir. Good night ise yatmadan önce veya gece ayrılırken kullanılır. |
| Goodbye. | Hoşça kalın. | Ayrılan da kalan da Goodbye diyebilir. Türkçedeki hoşça kalın ve güle güle ayrımı yoktur. |
| See you later. | Sonra görüşürüz. | |
| Hi. | Selam. | Hello yerine kullanılan daha samimi bir selamlama. İngilizcede sen ve siz için ayrı Hi biçimleri yoktur. |
| How are you? | Nasılsınız? | |
| I'm fine, thank you. | İyiyim, teşekkür ederim. | |
| Nice to meet you. | Tanıştığımıza memnun oldum. | İlk tanışmada söylenir. Daha önce tanıdığınız biriyle karşılaşınca Nice to see you kullanabilirsiniz. |
| Likewise. | Ben de. | |
| My name is Anna. | Benim adım Anna. | Anna örnek bir isimdir. Kendi adınızla değiştirin. |
| What's your name? | Adınız ne? | |
| Where are you from? | Nerelisiniz? | |
| I'm from Poland. | Polonyalıyım. | Ülke adını değiştirebileceğiniz bir örnek. Türkiye'den geliyorsanız I'm from Türkiye. diyebilirsiniz. |
| I live in Warsaw. | Varşova'da yaşıyorum. | Warsaw örnek şehir adıdır. İstanbul'da yaşıyorsanız I live in Istanbul. diyebilirsiniz. |
| I speak a little English. | Biraz İngilizce konuşabiliyorum. | |
| My English isn't very good yet. | İngilizcem henüz pek iyi değil. | |
| Do you speak Polish? | Lehçe biliyor musunuz? | Polish, Lehçe demektir. Türkçe konuşup konuşmadığını sormak için Do you speak Turkish? deyin. |
| I understand. | Anlıyorum. | |
| I don't understand. | Anlamıyorum. | |
| Could you speak more slowly? | Biraz daha yavaş konuşabilir misiniz? | Could you ...? nazik bir rica kurar. Buradaki could geçmiş zamanı anlatmaz. |
| Could you repeat that? | Tekrar eder misiniz? | |
| Could you write it down? | Yazabilir misiniz? | |
| How do you say this in English? | Bunu İngilizce nasıl söylersiniz? | |
| What does this mean? | Bu ne demek? | |
| How do you spell it? | Nasıl yazılıyor? | Bir adın veya kelimenin harflerini tek tek öğrenmek için sorulur. |
| Could you show me? | Gösterebilir misiniz? | |
| One moment, please. | Bir dakika, lütfen. | |
| Please wait here. | Lütfen burada bekleyin. | |
| Excuse me. | Affedersiniz. | Birine seslenirken veya geçmek için izin isterken kullanılır. Özür dilemek için I'm sorry de kullanılır. |
| I'm sorry. | Özür dilerim. | |
| No problem. | Sorun değil. | |
| That's all right. | Önemli değil. | Burada özür dileyen birine önemli olmadığını söylemek için kullanılıyor. |
| Thank you. | Teşekkür ederim. | |
| Thank you very much. | Çok teşekkür ederim. | |
| You're welcome. | Rica ederim. | |
| Here you are. | Buyurun. | Bir şeyi uzatırken söylenen buyurun. Burada kişinin nerede olduğunu anlatmıyor. |
| Yes, please. | Evet, lütfen. | |
| No, thank you. | Hayır, teşekkür ederim. | |
| That's fine. | Olur. | |
| I need help. | Yardıma ihtiyacım var. | |
| Can you help me? | Bana yardım edebilir misiniz? | |
| I have a question. | Bir sorum var. | |
| Could I ask you something? | Bir şey sorabilir miyim? | |
| I'm looking for this address. | Bu adresi arıyorum. | |
| I'm lost. | Kayboldum. | |
| Could you speak in English? | İngilizce konuşabilir misiniz? | |
| I'll use a translator. | Çeviri uygulaması kullanacağım. | Burada bir çeviri aracı kullanılıyor. Translator yazılı çeviri yapan kişiyi de anlatabilir; sözlü çeviri yapan kişi interpreter'dır. |
| I need a little time. | Biraz zamana ihtiyacım var. | |
| Let's start again. | Baştan başlayalım. |
Yolculuk
How do I get to the city centre? şehir merkezine giden yolu sorar. Centre Britanya, center ABD yazımıdır; ABD'de downtown sözcüğünü de duyabilirsin. What is the postcode? sorusundaki postcode yerine ABD'de ZIP code kullanılır. Soruyu çalışırken kendi gideceğin yerin adını ve adresini de yanında bulundur.
| İngilizce | Türkçe | Kullanım notu |
|---|---|---|
| Where is the train station? | Tren istasyonu nerede? | |
| Where is the airport? | Havaalanı nerede? | |
| How do I get to the city centre? | Şehir merkezine nasıl giderim? | Centre Britanya, center ABD yazımıdır. ABD'de şehir merkezi için downtown da duyabilirsiniz. |
| Can I walk there? | Oraya yürüyerek gidebilir miyim? | |
| Which way is the centre? | Şehir merkezi ne tarafta? | |
| Turn left at the lights. | Işıklardan sola dönün. | |
| Turn right at the corner. | Köşeden sağa dönün. | |
| Go straight on. | Dümdüz gidin. | |
| It's on the left. | Sol tarafta. | |
| It's on the right. | Sağ tarafta. | |
| It's opposite the bank. | Bankanın karşısında. | |
| It's next to the hotel. | Otelin yanında. | |
| Could you show me on the map? | Haritada gösterebilir misiniz? | |
| What is the postcode? | Posta kodu nedir? | ABD'deki posta kodu için ZIP code kullanılır. |
| Please put this address into the sat-nav. | Lütfen bu adresi navigasyona girin. | Sat-nav Britanya İngilizcesinde araç navigasyonu için kullanılır. GPS veya navigation system de diyebilirsiniz. |
| How long does the journey take? | Yolculuk ne kadar sürüyor? | |
| What time is the next train? | Bir sonraki tren saat kaçta? | |
| What time does the bus leave? | Otobüs saat kaçta kalkıyor? | |
| Is this train going to Kraków? | Bu tren Kraków'a gidiyor mu? | Kraków örnek varış noktasıdır. Gideceğiniz şehrin adını koyabilirsiniz. |
| Does this bus stop at the airport? | Bu otobüs havaalanında duruyor mu? | |
| Where can I buy a ticket? | Nereden bilet alabilirim? | |
| I'd like a single ticket. | Tek yön bilet istiyorum. | Single ticket Britanya'da tek yön bilet demektir. ABD'de one-way ticket denir. |
| I'd like a return ticket. | Gidiş dönüş bileti istiyorum. | Gidiş dönüş bileti. ABD'de round-trip ticket kullanılır. |
| One ticket to Gdańsk, please. | Gdańsk'a bir bilet, lütfen. | Gdańsk örnek varış noktasıdır. To sözcüğünden sonra gideceğiniz yeri söyleyin. |
| Is this seat reserved? | Bu koltuk rezerve mi? | |
| Is anyone sitting here? | Burada oturan var mı? | |
| I have a reservation. | Rezervasyonum var. | |
| Can I change my ticket? | Biletimi değiştirebilir miyim? | |
| I missed my train. | Treni kaçırdım. | |
| The train is delayed. | Tren gecikti. | |
| The train has been cancelled. | Tren seferi iptal edildi. | |
| Which platform is it? | Hangi peron? | |
| Where is platform five? | Beşinci peron nerede? | |
| Do I need to change trains? | Tren değiştirmem gerekiyor mu? | |
| Where do I change? | Nerede aktarma yapacağım? | |
| Is this the right platform? | Doğru peron bu mu? | |
| Where is the taxi rank? | Taksi durağı nerede? | Taxi rank taksilerin beklediği duraktır. ABD'de taxi stand da kullanılır. |
| Could you take me to this address? | Beni bu adrese götürebilir misiniz? | |
| How much will it cost? | Ne kadar tutar? | |
| Please stop here. | Lütfen burada durun. | |
| Please wait for me. | Lütfen beni bekleyin. | |
| I have heavy luggage. | Bagajım ağır. | |
| Can you help me with my suitcase? | Bavulumu taşımama yardım edebilir misiniz? | |
| Where is the arrivals hall? | Gelen yolcu salonu nerede? | |
| Which terminal do I need? | Hangi terminale gitmem gerekiyor? | |
| Where is passport control? | Pasaport kontrolü nerede? | Ülkeye giriş veya çıkıştaki pasaport kontrolü. Eşyalarla ilgili gümrük kontrolü customs'tır. |
| Where is security? | Güvenlik kontrolü nerede? | |
| Do I have to take off my shoes? | Ayakkabılarımı çıkarmam gerekiyor mu? | |
| Is this the queue for gate twelve? | Bu, on iki numaralı kapının sırası mı? | Queue bekleme sırasıdır. ABD'de bu anlamda line da kullanılır. |
| When does boarding start? | Uçağa biniş ne zaman başlıyor? |
Konaklama
Is there a lift? asansör olup olmadığını sorar. ABD'de lift yerine elevator kullanılır. The tyre is flat. lastiğin havasının indiğini anlatır; tyre sözcüğünün ABD yazımı tire'dır. Tablodaki sözcükle yolculukta gördüğün işaret farklı olduğunda bu notlar anlamı kontrol etmene yardımcı olur.
| İngilizce | Türkçe | Kullanım notu |
|---|---|---|
| I have a room booked. | Oda rezervasyonum var. | |
| I'd like to check in. | Giriş yapmak istiyorum. | |
| I'd like to check out. | Çıkış yapmak istiyorum. | |
| Here is my passport. | İşte pasaportum. | |
| What time is check-out? | Çıkış saati kaç? | |
| Is breakfast included? | Kahvaltı dahil mi? | |
| Where is the breakfast room? | Kahvaltı salonu nerede? | |
| What is the Wi-Fi code? | Wi-Fi şifresi ne? | |
| Could I have another key? | Bir anahtar daha alabilir miyim? | |
| The key card doesn't work. | Oda kartı çalışmıyor. | |
| There is no hot water. | Sıcak su yok. | |
| The heating isn't working. | Isıtma çalışmıyor. | |
| The room is too noisy. | Oda çok gürültülü. | |
| Could I change rooms? | Odamı değiştirebilir miyim? | |
| Could you send someone up? | Odama birini gönderebilir misiniz? | |
| Could I leave my luggage here? | Bagajımı burada bırakabilir miyim? | |
| Can I have a late check-out? | Geç çıkış yapabilir miyim? | |
| Is there a lift? | Asansör var mı? | Lift Britanya İngilizcesinde asansördür. ABD'de elevator kullanılır. |
| Which floor is the room on? | Oda kaçıncı katta? | |
| Where are the stairs? | Merdivenler nerede? | |
| Where can I get a local bus? | Şehir içi otobüse nereden binebilirim? | |
| Which bus goes to the old town? | Eski şehre hangi otobüs gidiyor? | |
| Where do I buy a travel card? | Ulaşım kartını nereden alabilirim? | |
| Can I use this ticket on the tram? | Bu bileti tramvayda kullanabilir miyim? | |
| Is this bus going in the right direction? | Bu otobüs doğru yönde mi gidiyor? | |
| How many stops are left? | Kaç durak kaldı? | |
| Please tell me when we arrive. | Varınca lütfen haber verin. | |
| I need to get off here. | Burada inmem gerekiyor. | |
| Does this tram go to the centre? | Bu tramvay merkeze gidiyor mu? | |
| Where is the nearest stop? | En yakın durak nerede? | |
| Is there a bike rental nearby? | Yakınlarda bisiklet kiralayabileceğim bir yer var mı? | |
| Can I rent a car here? | Buradan araba kiralayabilir miyim? | |
| I booked a small car. | Küçük bir araba ayırttım. | |
| Where do I return the car? | Arabayı nereye teslim edeceğim? | |
| The tyre is flat. | Lastik patladı. | Tyre Britanya, tire ABD yazımıdır. Flat lastiğin havasının inmiş olduğunu anlatır. |
| I need petrol. | Benzin almam gerekiyor. | Petrol burada benzin demektir. ABD'de gas veya gasoline denir. Motorin ise diesel'dir. |
| Where is the nearest petrol station? | En yakın benzin istasyonu nerede? | |
| Can I park here? | Buraya park edebilir miyim? | |
| Is parking free? | Otopark ücretsiz mi? | |
| Where is the entrance? | Giriş nerede? | |
| Where is the exit? | Çıkış nerede? | |
| Is this the way to the museum? | Müzeye giden yol bu mu? | |
| What time does the museum open? | Müze saat kaçta açılıyor? | |
| How much is admission? | Giriş ücreti ne kadar? | |
| Can I take photographs? | Fotoğraf çekebilir miyim? | |
| Where can I buy a guidebook? | Nereden rehber kitap alabilirim? | |
| Could you take a photo of us? | Fotoğrafımızı çekebilir misiniz? | |
| What is worth seeing nearby? | Yakınlarda nereler görülmeye değer? | |
| Could you recommend a quiet café? | Sessiz bir kafe önerebilir misiniz? | |
| We'd like to book a walking tour. | Yürüyüş turu rezervasyonu yapmak istiyoruz. |
Sohbet
Tanışma sırasında What do you do? genellikle mesleği sorar. O anda ne yaptığını soran What are you doing? ile aynı soru değildir. I'm here on holiday. tatil için geldiğini anlatır; ABD'de on vacation da kullanılır. Soruları sırayla okumak yerine karşındakinin cevabına göre devam etmeyi dene.
| İngilizce | Türkçe | Kullanım notu |
|---|---|---|
| Are you visiting too? | Siz de ziyaret için mi geldiniz? | |
| How long are you staying? | Ne kadar kalacaksınız? | |
| I'm here for the weekend. | Hafta sonu için buradayım. | |
| I'm here on business. | İş için buradayım. | |
| I'm travelling alone. | Tek başıma seyahat ediyorum. | |
| I'm travelling with my family. | Ailemle seyahat ediyorum. | |
| Have you been here before? | Daha önce buraya geldiniz mi? | |
| It's my first time here. | Buraya ilk gelişim. | |
| What do you do? | Ne iş yapıyorsunuz? | Tanışma sohbetinde mesleği sorar. Şu anda ne yapıyorsunuz demek için What are you doing? kullanılır. |
| I'm here on holiday. | Tatil için buradayım. | On holiday tatilde olmak demektir. ABD'de on vacation da kullanılır. |
| The weather is lovely today. | Bugün hava çok güzel. | |
| It's colder than I expected. | Beklediğimden daha soğuk. | |
| Do you know a good restaurant? | İyi bir restoran biliyor musunuz? | |
| Would you like to join us? | Bize katılmak ister misiniz? | |
| That sounds good. | Kulağa hoş geliyor. | |
| I'd love to. | Çok isterim. | |
| Maybe another time. | Belki başka zaman. | |
| What are you doing tonight? | Bu akşam ne yapıyorsunuz? | |
| Do you fancy a coffee? | Bir kahve içer misiniz? | Fancy burada istemek anlamında, Britanya'da kullanılan samimi bir ifade. Would you like a coffee? de diyebilirsiniz. |
| Let's meet at seven. | Saat yedide buluşalım. | |
| Where should we meet? | Nerede buluşalım? | |
| I'll send you the location. | Size konumu göndereceğim. | |
| I'm on my way. | Yoldayım. | |
| I'm running a bit late. | Biraz gecikiyorum. | |
| I had a lovely time. | Çok güzel vakit geçirdim. | |
| Thanks for the invitation. | Davetiniz için teşekkür ederim. | |
| It was nice talking to you. | Sizinle konuşmak güzeldi. | |
| Enjoy the rest of your evening. | Akşamınızın geri kalanı güzel geçsin. | |
| Have a safe trip home. | Sağ salim dönün. | |
| Cheers! | Şerefe! | Burada kadeh kaldırırken söyleniyor. Britanya'da samimi konuşmada teşekkür veya vedalaşma anlamına da gelebilir. |
| Enjoy your meal. | Afiyet olsun. | Yemeğe başlayan kişiye söylenir; Türkçedeki afiyet olsun karşılığıdır. |
| Congratulations! | Tebrikler! | |
| Good luck! | Bol şans! | |
| Happy birthday! | Doğum gününüz kutlu olsun! | |
| Merry Christmas! | Mutlu Noeller! | |
| Happy New Year! | Mutlu yıllar! | |
| Bless you! | Çok yaşayın! | Burada hapşıran kişiye söyleniyor. Türkçedeki çok yaşa karşılığıdır. |
| What kind of music do you like? | Ne tür müzik seversiniz? | |
| I like live music. | Canlı müzik seviyorum. | |
| Do you like this city? | Bu şehri seviyor musunuz? | |
| The old town is beautiful. | Eski şehir çok güzel. | |
| Let's take a short break. | Biraz ara verelim. | |
| I need some fresh air. | Biraz temiz hava almam lazım. | |
| I have a great idea. | Harika bir fikrim var. | |
| That makes sense. | Mantıklı. | |
| I agree with you. | Size katılıyorum. | |
| I'm not sure. | Emin değilim. | |
| Let's keep in touch. | İletişimde kalalım. | |
| See you soon. | Yakında görüşürüz. |
Günlük işler
It's half past eight. saat sekiz buçuk demektir. Past, belirtilen saatin geçtiğini anlatır. Where is the nearest cash machine? sorusunda aranan şey mağazadaki kasa değil, bankamatiktir. Saat ve para konuşmalarında sayıları da anlaman gerekir; kendi kullanacağın birkaç tutar ve saatle birlikte çalış.
| İngilizce | Türkçe | Kullanım notu |
|---|---|---|
| What time is it? | Saat kaç? | |
| It's half past eight. | Saat sekiz buçuk. | Half past eight, sekiz otuz demektir. Past belirtilen saatin geçtiğini anlatır. |
| I'm early. | Erken geldim. | |
| I'm late. | Geç kaldım. | |
| I'll be there in ten minutes. | On dakikaya orada olurum. | |
| What day is it today? | Bugün günlerden ne? | |
| What is today's date? | Bugünün tarihi ne? | |
| Is it open today? | Bugün açık mı? | |
| What time do you close? | Saat kaçta kapanıyorsunuz? | |
| What time do you open? | Saat kaçta açılıyorsunuz? | |
| Is there a service charge? | Servis ücreti var mı? | |
| How much is it? | Ne kadar? | |
| How much does it cost? | Fiyatı ne kadar? | |
| That's too expensive. | Bu çok pahalı. | |
| Do you have anything cheaper? | Daha ucuz bir şeyiniz var mı? | |
| Can I pay by card? | Kartla ödeyebilir miyim? | |
| I need cash. | Nakde ihtiyacım var. | |
| Where is the nearest cash machine? | En yakın bankamatik nerede? | Cash machine para çekilen bankamatiktir; mağazadaki ödeme kasası değildir. |
| Could I have a receipt? | Fiş alabilir miyim? | Ödemenin yapıldığını gösteren belge. Fatura istiyorsanız invoice sözcüğü de gerekebilir. |
| Keep the change. | Üstü kalsın. | |
| I need a receipt for my company. | Şirkete vermek için fiş gerekiyor. | |
| Can I have a bag? | Poşet alabilir miyim? | |
| I don't need a bag. | Poşet istemiyorum. | |
| Do you have Wi-Fi? | Wi-Fi var mı? | |
| What's the Wi-Fi password? | Wi-Fi şifresi ne? | |
| My phone has no signal. | Telefonum çekmiyor. | |
| My battery is almost dead. | Şarjım bitmek üzere. | |
| Could I charge my phone here? | Telefonumu burada şarj edebilir miyim? | |
| I can't connect to the internet. | İnternete bağlanamıyorum. | |
| Please send me the address. | Lütfen adresi gönderin. | |
| Could you call me back? | Beni geri arayabilir misiniz? | |
| I missed your call. | Aramanıza cevap veremedim. | |
| I'll call you later. | Sizi sonra arayacağım. | |
| Please text me. | Lütfen bana mesaj atın. | |
| Can I use your phone? | Telefonunuzu kullanabilir miyim? | |
| I need an appointment. | Randevu almam gerekiyor. | |
| I'd like to make a booking. | Rezervasyon yapmak istiyorum. | |
| Do you have a free table? | Boş masanız var mı? | Burada free ücretsiz değil, boş demektir. |
| Could I sit here? | Buraya oturabilir miyim? | |
| Is this seat free? | Bu koltuk boş mu? | |
| Please give me a moment. | Lütfen bana biraz zaman verin. | |
| I need to leave now. | Artık gitmem gerekiyor. | |
| I'll be back soon. | Birazdan döneceğim. | |
| I'm waiting for someone. | Birini bekliyorum. | |
| I'm here to collect a parcel. | Paketimi almaya geldim. | |
| Where can I leave this? | Bunu nereye bırakabilirim? | |
| Could you hold this for me? | Bunu benim için tutabilir misiniz? | |
| I need a quiet place. | Sessiz bir yere ihtiyacım var. | |
| Is there a toilet nearby? | Yakınlarda tuvalet var mı? | ABD'de halka açık bir yerde tuvaleti sorarken restroom da diyebilirsiniz. |
| Where can I wash my hands? | Ellerimi nerede yıkayabilirim? | |
| I'll come back tomorrow. | Yarın tekrar geleceğim. |
Yemek ve alışveriş
Still or sparkling water? gazsız su ile gazlı su arasında seçim yapmanı ister. Hesabı istemek için Could I have the bill, please? diyebilirsin; ABD'de bill yerine check de duyabilirsin. Yalnızca yemek isimlerini değil, malzemeleri sormak veya siparişini değiştirmek için gereken cümleleri de seç.
| İngilizce | Türkçe | Kullanım notu |
|---|---|---|
| A table for one, please. | Bir kişilik masa, lütfen. | |
| A table for two, please. | İki kişilik masa, lütfen. | |
| Could we sit outside? | Dışarıda oturabilir miyiz? | |
| Could we sit inside? | İçeride oturabilir miyiz? | |
| Could we see the menu? | Menüyü görebilir miyiz? | |
| Is there an English menu? | İngilizce menü var mı? | |
| What do you recommend? | Ne tavsiye edersiniz? | |
| What is today's special? | Günün spesiyali ne? | |
| I'll have this, please. | Bundan alayım, lütfen. | |
| I'd like the soup. | Çorba istiyorum. | |
| I'd like a coffee. | Bir kahve istiyorum. | |
| Still or sparkling water? | Gazsız su mu, gazlı su mu? | Still gazsız, sparkling gazlı su demektir. |
| A glass of tap water, please. | Bir bardak musluk suyu, lütfen. | |
| Without sugar, please. | Şekersiz olsun, lütfen. | |
| With milk, please. | Sütlü olsun, lütfen. | |
| I don't eat meat. | Et yemiyorum. | |
| I'm vegetarian. | Vejetaryenim. | |
| I'm vegan. | Veganım. | |
| I have a food allergy. | Gıda alerjim var. | |
| Does this contain nuts? | Bunun içinde kuruyemiş var mı? | |
| Is this spicy? | Bu acı mı? | |
| That's delicious. | Çok lezzetli. | |
| This isn't what I ordered. | Bu, sipariş ettiğim şey değil. | |
| Could I have some more bread? | Biraz daha ekmek alabilir miyim? | |
| Could I have the bill, please? | Hesabı alabilir miyim, lütfen? | Restoranda hesabı istemek için. ABD'de bill yerine check de kullanılır. |
| Can we pay separately? | Ayrı ayrı ödeyebilir miyiz? | |
| Is service included? | Servis ücreti dahil mi? | Hesaba servis ücretinin eklenip eklenmediğini sorar. Bahşişle ilgili uygulamayı gerekirse ayrıca sorun. |
| The food was excellent. | Yemekler harikaydı. | |
| Do you sell this in a smaller size? | Bunun daha küçük bedeni var mı? | |
| Can I try this on? | Bunu deneyebilir miyim? | |
| Do you have this in black? | Bunun siyahı var mı? | |
| Do you have a larger size? | Daha büyük bedeni var mı? | |
| I'm just looking, thank you. | Sadece bakıyorum, teşekkür ederim. | |
| I'll take it. | Bunu alıyorum. | |
| I don't want it. | Bunu istemiyorum. | |
| Is there a discount? | İndirim var mı? | |
| Is this on sale? | Bu indirimde mi? | Alışverişte indirimde olup olmadığını sorabilir. On sale bağlama göre satışta anlamına da gelir. |
| Can I return it? | İade edebilir miyim? | |
| I'd like to exchange this. | Bunu değiştirmek istiyorum. | |
| It's damaged. | Hasarlı. | |
| It doesn't work. | Çalışmıyor. | |
| I bought it yesterday. | Dün aldım. | |
| Where is the fitting room? | Deneme kabini nerede? | |
| Where are the changing rooms? | Soyunma odaları nerede? | Mağazadaki deneme kabinlerini veya havuz gibi yerlerdeki soyunma odalarını anlatabilir. |
| Where can I find bread? | Ekmek nerede? | |
| Do you sell fresh fruit? | Taze meyve satıyor musunuz? | |
| I need half a kilo. | Yarım kilo lazım. | |
| Could I have two of these? | Bundan iki tane alabilir miyim? | |
| Is this fresh? | Bu taze mi? | |
| Where is the checkout? | Kasa nerede? | |
| Do you accept contactless payment? | Temassız ödeme kabul ediyor musunuz? | |
| I need a bottle of water. | Bir şişe su lazım. |
Sağlık ve güvenlik
I'm allergic to penicillin. bir ilaç alerjisini bildirme örneğidir. Çalışırken gerçekten sana uyan ilaç adı ve bilgiyi kullan. How often should I take it? doktora veya eczacıya kullanım sıklığını sorar; cümlenin kendisi bir doz talimatı değildir. Sağlıkla ilgili önemli bir açıklamayı anlamadıysan tekrar açıklanmasını iste.
| İngilizce | Türkçe | Kullanım notu |
|---|---|---|
| I need a doctor. | Doktora ihtiyacım var. | |
| I need a pharmacist. | Bir eczacıya ihtiyacım var. | |
| Where is the nearest pharmacy? | En yakın eczane nerede? | |
| Where is the nearest hospital? | En yakın hastane nerede? | |
| Call an ambulance, please. | Lütfen ambulans çağırın. | |
| Call the police. | Polisi arayın. | |
| I need help now. | Hemen yardıma ihtiyacım var. | |
| It's an emergency. | Acil bir durum var. | |
| I've had an accident. | Kaza geçirdim. | |
| Someone is hurt. | Biri yaralandı. | |
| I'm feeling ill. | Kendimi hasta hissediyorum. | |
| I have a fever. | Ateşim var. | |
| I have a headache. | Başım ağrıyor. | |
| My stomach hurts. | Karnım ağrıyor. | |
| I feel dizzy. | Başım dönüyor. | |
| I can't breathe properly. | Düzgün nefes alamıyorum. | |
| I have chest pain. | Göğsüm ağrıyor. | |
| I'm allergic to penicillin. | Penisiline alerjim var. | İlaç alerjisini bildirme örneği. Gerçekte alerjiniz olan ilacın adını kullanın. |
| I'm taking this medicine. | Bu ilacı kullanıyorum. | |
| How often should I take it? | Ne sıklıkla almalıyım? | Doktora veya eczacıya kullanım sıklığını sormak için. Bu örnek bir doz talimatı değildir. |
| Should I take it with food? | Yemekle birlikte mi almalıyım? | |
| Do I need a prescription? | Reçete gerekiyor mu? | |
| I need painkillers. | Ağrı kesici lazım. | |
| I need something for a cough. | Öksürük için bir şey lazım. | |
| I cut my finger. | Parmağımı kestim. | |
| I twisted my ankle. | Ayak bileğimi burktum. | |
| Where does it hurt? | Nereniz ağrıyor? | |
| It hurts here. | Buram ağrıyor. | |
| I'm not insured. | Sigortam yok. | |
| Here is my insurance card. | İşte sigorta kartım. | |
| I need an interpreter. | Tercümana ihtiyacım var. | Interpreter sözlü çeviri yapan kişidir. İngilizce açıklamayı anlayamadığınızda isteyebilirsiniz. |
| Please don't touch that. | Lütfen ona dokunmayın. | |
| Be careful. | Dikkatli olun. | |
| The floor is wet. | Yer ıslak. | |
| I lost my passport. | Pasaportumu kaybettim. | |
| My bag was stolen. | Çantam çalındı. | |
| My wallet is missing. | Cüzdanım kayıp. | |
| I need to report a theft. | Hırsızlık ihbarında bulunmam gerekiyor. | |
| Where is the police station? | Polis karakolu nerede? | |
| Can I use your phone to call home? | Evi aramak için telefonunuzu kullanabilir miyim? | |
| My friend is missing. | Arkadaşım kayıp. | |
| I saw what happened. | Ne olduğunu gördüm. | |
| I can describe the person. | O kişinin eşkâlini tarif edebilirim. | |
| Please stay with me. | Lütfen yanımda kalın. | |
| I feel safe here. | Burada kendimi güvende hissediyorum. | |
| I don't feel safe. | Kendimi güvende hissetmiyorum. | |
| Get away from me. | Benden uzak durun. | Birinin uzaklaşmasını güçlü biçimde ister. Gündelik olarak yol istemek için kullanılan Excuse me ile aynı değildir. |
| Can you call a taxi for me? | Bana taksi çağırabilir misiniz? | |
| Please write down the instructions. | Lütfen talimatları yazın. | |
| When should I come back? | Ne zaman tekrar gelmeliyim? |
İlk iş günü
I need access to this system. sistemi kullanma yetkisine ihtiyacın olduğunu anlatır. I'll get back to you. ise kontrol ettikten sonra haber vereceğini söyler; fiziksel olarak geri dönmek anlamına gelmez. Bu ifadeleri kendi işine bağlamak için birlikte çalıştığın kişilerin, bölümlerin ve araçların adlarını da öğren.
| İngilizce | Türkçe | Kullanım notu |
|---|---|---|
| Good morning, everyone. | Herkese günaydın. | |
| It's my first day. | Bugün ilk günüm. | |
| I'm new here. | Burada yeniyim. | |
| I work in sales. | Satış bölümünde çalışıyorum. | |
| I work in the finance team. | Finans ekibinde çalışıyorum. | |
| Who is my manager? | Benim yöneticim kim? | |
| Could you introduce me to the team? | Beni ekiple tanıştırabilir misiniz? | |
| What is your role here? | Buradaki göreviniz ne? | |
| What are your working hours? | Çalışma saatleriniz nedir? | |
| Where is my desk? | Masam nerede? | |
| Which desk is free? | Hangi masa boş? | |
| Where is the kitchen? | Mutfak nerede? | |
| Where is the meeting room? | Toplantı odası nerede? | |
| Where are the toilets? | Tuvaletler nerede? | |
| What is the Wi-Fi password? | Wi-Fi şifresi ne? | |
| How do I log in? | Nasıl giriş yapabilirim? | |
| I need access to this system. | Bu sisteme erişmem gerekiyor. | Burada sistemi kullanma yetkisi isteniyor. |
| Could you set up my account? | Hesabımı kurabilir misiniz? | |
| My password doesn't work. | Şifrem çalışmıyor. | |
| I can't open this file. | Bu dosyayı açamıyorum. | |
| Could you show me how it works? | Nasıl çalıştığını gösterebilir misiniz? | |
| Could you send me the link? | Bana bağlantıyı gönderebilir misiniz? | |
| Where can I find the instructions? | Talimatları nerede bulabilirim? | |
| Is there a guide for new staff? | Yeni çalışanlar için bir rehber var mı? | |
| What should I do first? | Önce ne yapmalıyım? | |
| What is the priority today? | Bugün öncelik ne? | |
| When is the deadline? | Son tarih ne zaman? | |
| I can do that. | Bunu yapabilirim. | |
| I need more information. | Daha fazla bilgiye ihtiyacım var. | |
| I have a quick question. | Kısa bir sorum var. | |
| Could you explain that? | Bunu açıklayabilir misiniz? | |
| Could you give me an example? | Bir örnek verebilir misiniz? | |
| Could you say that again? | Tekrar söyleyebilir misiniz? | |
| I didn't catch the last part. | Son kısmı kaçırdım. | |
| Let me check. | Bir kontrol edeyim. | |
| I'll find out. | Öğreneceğim. | |
| I'll get back to you. | Size geri dönüş yapacağım. | Kontrol ettikten sonra haber vereceğinizi anlatır; fiziksel olarak geri dönmeniz gerekmez. |
| I agree. | Katılıyorum. | |
| I have a different view. | Ben farklı düşünüyorum. | |
| That sounds reasonable. | Kulağa makul geliyor. | |
| Let's discuss it later. | Bunu sonra konuşalım. | |
| Can we take a short break? | Kısa bir ara verebilir miyiz? | |
| I'm going for lunch. | Öğle yemeğine çıkıyorum. | |
| Would you like some coffee? | Kahve ister misiniz? | |
| I'll be back in a minute. | Bir dakikaya dönerim. | |
| I'm working from home today. | Bugün evden çalışıyorum. | |
| I have a call at ten. | Saat onda bir görüşmem var. | |
| I need to leave at five. | Saat beşte çıkmam gerekiyor. | |
| Have a good weekend. | İyi hafta sonları. | |
| See you on Monday. | Pazartesi görüşürüz. |
Toplantı ve mesajlar
Could you take the minutes? cümlesinde minutes dakika değil, toplantı tutanağıdır. Who owns this task? da mülkiyeti değil, işin sorumlusunu sorar. Tanıdık bir sözcük toplantıda farklı anlam taşıyabilir. Türkçe çeviriyi ve notu okuyup sorunun nasıl bir cevap istediğini düşün.
| İngilizce | Türkçe | Kullanım notu |
|---|---|---|
| Are we ready to start? | Başlamaya hazır mıyız? | |
| Thanks for joining. | Katıldığınız için teşekkürler. | |
| Can everyone hear me? | Herkes beni duyabiliyor mu? | |
| I can't hear you. | Sizi duyamıyorum. | |
| Your microphone is muted. | Mikrofonunuz kapalı. | |
| The connection is unstable. | Bağlantı istikrarlı değil. | |
| Could you turn your camera on? | Kameranızı açabilir misiniz? | |
| I'll share my screen. | Ekranımı paylaşacağım. | |
| Can you see my screen? | Ekranımı görebiliyor musunuz? | |
| Let's look at the next slide. | Sonraki slayta bakalım. | |
| Could you go back one slide? | Bir önceki slayta dönebilir misiniz? | |
| I'll take notes. | Not alacağım. | |
| Could you take the minutes? | Toplantı tutanağını tutabilir misiniz? | Minutes burada dakika değil, toplantı tutanağı demektir. |
| Let's keep this brief. | Kısa tutalım. | |
| Can we stay on topic? | Konudan sapmasak olur mu? | |
| Could we come back to that later? | Buna sonra dönebilir miyiz? | |
| I'd like to add something. | Bir şey eklemek istiyorum. | |
| Can I ask a question? | Bir soru sorabilir miyim? | |
| Could you clarify the last point? | Son noktayı açıklığa kavuşturabilir misiniz? | |
| What do you mean by that? | Bununla ne demek istiyorsunuz? | |
| Let's make a decision. | Bir karar verelim. | |
| I support this proposal. | Bu öneriyi destekliyorum. | |
| I have a concern. | Bir endişem var. | |
| We need another option. | Başka bir seçeneğe ihtiyacımız var. | |
| What is the next step? | Sonraki adım ne? | |
| Who owns this task? | Bu görevin sorumlusu kim? | Owns burada sorumluluğun kimde olduğunu sorar; mülkiyeti anlatmaz. |
| I'll take responsibility for it. | Sorumluluğunu ben üstleneceğim. | |
| Can you send me the notes? | Notları bana gönderebilir misiniz? | |
| Please add this to the agenda. | Lütfen bunu gündeme ekleyin. | |
| Let's put it on the agenda. | Bunu gündeme alalım. | |
| We ran out of time. | Zamanımız yetmedi. | |
| Let's schedule a follow-up. | Bir takip toplantısı planlayalım. | |
| I'll send a calendar invite. | Takvim daveti göndereceğim. | |
| Does Tuesday work for you? | Salı günü size uyar mı? | |
| What time suits you? | Size saat kaç uygun? | |
| Could we move the meeting? | Toplantının zamanını değiştirebilir miyiz? | |
| I'll be ten minutes late. | On dakika geç kalacağım. | |
| I need to leave the call now. | Şimdi görüşmeden ayrılmam gerekiyor. | |
| Thanks for your time. | Zaman ayırdığınız için teşekkür ederim. | |
| Thanks for the update. | Bilgilendirme için teşekkürler. | |
| I received your email. | E-postanızı aldım. | |
| I'll reply by Friday. | Cuma gününe kadar cevap vereceğim. | By Friday en geç cuma gününe kadar demektir; yanıtı daha önce de verebilirsiniz. |
| Please find the document attached. | Belgeyi ekte bulabilirsiniz. | E-postada kullanılan yazılı bir kalıp; gündelik konuşma için değildir. |
| The attachment is missing. | Ek eksik. | |
| Could you resend the file? | Dosyayı tekrar gönderebilir misiniz? | |
| I copied you into the email. | Sizi e-postaya bilgi olarak ekledim. | Kişiyi e-postanın bilgi, yani CC alanına eklediğinizi anlatır. |
| Please use this version. | Lütfen bu sürümü kullanın. | |
| I have updated the document. | Belgeyi güncelledim. | |
| The link has expired. | Bağlantının süresi doldu. |
İş ve izinler
How many days of holiday do I have? izin günlerini sorar. ABD'deki işyerlerinde vacation days veya paid time off ifadeleri de kullanılır. Could you explain this payslip? maaş bordrosunun açıklanmasını ister; ABD'de payslip yerine pay stub da denir. Bu cümleler işyerinin uygulamasını öğrenmek içindir, belirli bir izin veya ödeme hakkı vaat etmez.
| İngilizce | Türkçe | Kullanım notu |
|---|---|---|
| I need more time. | Daha fazla zamana ihtiyacım var. | |
| Could we extend the deadline? | Süreyi uzatabilir miyiz? | |
| I won't finish it today. | Bugün bitiremeyeceğim. | |
| I can finish it tomorrow. | Yarın bitirebilirim. | |
| What is the final deadline? | En son teslim tarihi ne zaman? | |
| This is urgent. | Bu acil. | |
| This can wait until tomorrow. | Bu yarına kadar bekleyebilir. | |
| There is a problem with the data. | Verilerde bir sorun var. | |
| The numbers don't match. | Rakamlar tutmuyor. | |
| The system is down. | Sistem çalışmıyor. | |
| The website is very slow. | Web sitesi çok yavaş. | |
| I can't access the database. | Veri tabanına erişemiyorum. | |
| I need technical support. | Teknik desteğe ihtiyacım var. | |
| Can you look into this? | Bunu inceleyebilir misiniz? | |
| I'll investigate the issue. | Sorunu araştıracağım. | |
| I'll let you know what I find. | Öğrendiklerimi size bildireceğim. | |
| We need to fix this today. | Bunu bugün düzeltmemiz gerekiyor. | |
| Let's try a different approach. | Farklı bir yöntem deneyelim. | |
| Could you check the figures? | Rakamları kontrol edebilir misiniz? | |
| Please approve this request. | Lütfen bu talebi onaylayın. | |
| I need your approval. | Onayınıza ihtiyacım var. | |
| Who should sign this? | Bunu kim imzalamalı? | |
| Where do I submit this form? | Bu formu nereye teslim etmeliyim? | |
| I have filled in the form. | Formu doldurdum. | |
| I forgot to attach the form. | Formu eklemeyi unuttum. | |
| Could you sign here? | Burayı imzalayabilir misiniz? | |
| I need a copy of the contract. | Sözleşmenin bir kopyasına ihtiyacım var. | |
| When will I receive the contract? | Sözleşmeyi ne zaman alacağım? | |
| I have a question about my contract. | Sözleşmemle ilgili bir sorum var. | |
| How many days of holiday do I have? | Kaç gün izin hakkım var? | Britanya'da holiday işten alınan izin için de kullanılır. ABD'de vacation days veya paid time off ifadelerini de duyabilirsiniz. |
| I'd like to take Friday off. | Cuma günü izin almak istiyorum. | |
| Can I work remotely? | Uzaktan çalışabilir miyim? | |
| When is payday? | Maaş günü ne zaman? | |
| My salary has not arrived. | Maaşım henüz yatmadı. | |
| Could you explain this payslip? | Bu maaş bordrosunu açıklayabilir misiniz? | Payslip maaş bordrosudur. ABD'de pay stub da kullanılır. |
| Who should I contact about this? | Bu konuda kiminle iletişime geçmeliyim? | |
| Could you put that in writing? | Bunu yazılı olarak verebilir misiniz? | |
| I need confirmation by email. | E-posta ile teyit almam gerekiyor. | |
| Please keep me informed. | Lütfen beni gelişmelerden haberdar edin. | |
| I haven't heard back yet. | Henüz cevap almadım. | |
| I'll chase this up. | Bu konuyu takip edeceğim. | Gelişmeyi veya yanıtı yeniden soracağınızı anlatan samimi bir iş ifadesi. Follow up on this de denebilir. |
| Let's agree on the next steps. | Sonraki adımlarda anlaşalım. | |
| I'll send a summary today. | Bugün bir özet göndereceğim. | |
| This is outside the scope. | Bu, kapsam dışında. | |
| Thank you for your help. | Yardımınız için teşekkür ederim. | |
| Have a good day. | İyi günler. | |
| Good luck with the presentation. | Sunumda başarılar. | |
| Let's speak tomorrow. | Yarın konuşalım. | |
| I'll see you at the office. | Ofiste görüşürüz. |
Seçtiğin ifadelere yeniden dön
Bugün kullanabileceğin birkaç cümleyi seç ve bakmadan söylemeyi dene. Hemen hatırlamadığın ifadeye bir süre sonra tekrar dön. Bir soruyu öğrendiğinde gelebilecek cevabı da düşün. 500 cümleyi okumak, hepsini bir konuşmada kullanabilmekle aynı şey değildir. Karşındakini dinlemek ve gerektiğinde yeniden sormak da pratiğin bir parçası olsun.
Sık sorulan sorular
Britanya İngilizcesi mi, Amerikan İngilizcesi mi?
Liste her iki bölgede iletişim kurmayı düşünerek hazırlanmıştır. Centre ve lift gibi Britanya kullanımları bulunur; notlarda center ve elevator gibi ABD karşılıkları da açıklanır.
Yeni başlayanlar bu listeyi kullanabilir mi?
Kısa selamlaşmaların yanında daha uzun iş cümleleri de var. İhtiyacın olan bölümü seçip Türkçe çevirileri ve notları okuyarak başla. Liste, dil bilgisi veya telaffuzu sırasıyla öğreten bir ders kitabı değildir.
Bu, Türkçe öğrenme listesinin ters çevrilmiş hâli mi?
Hayır. İngilizce öğrenmek için seçilmiş ortak 500 ifadeye Türkçe çeviriler ve kullanım notları ekledik. Türkçe öğrenmek için hazırlanan 500 ifadeden ayrı bir listedir.